Abdulkadir Emin Önen
TODAY'S ZAMAN
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 23-29 Haziran 2009 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyareti esnasında Türkiye ile Çin arasında enerji işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Aşağıda metnin analizinde de görüleceği üzere, bu zabıtla Türkiye ile Çin arasında yeni bir dönem başlamış oluyor.
25 Haziran 2009 tarihinde Çin'in başkenti Pekin'de Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Enerji İdaresi arasında imzalanan “Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”, her şeyden önce bir işbirliği anlaşmasıdır. Bununla, iki ülke arasında enerji odaklı işbirliğinin yol haritası ve işbirliği alanları belirlenmiştir.
Buna göre, metinde öngörülen işbirliği alanları şunlardır: Yenilenebilir Enerji, Nükleer Enerji, Enerji Tasarrufu ve Verimliliği, Üretim sistemlerinin imalatı, Maden teknolojileri, Bor teknolojileri, Hidrokarbonların Arama ve Üretimi.
Mutabakat zaptı, 6 maddeden oluşmakta ve başta enerji alanında karşılıklı uzun vadeli işbirliğini öngörmekte ve yine karşılıklı çıkar ve kazan-kazan stratejisine dayanmaktadır. Ayrıca, anlaşma, devletlerarası ve özel sektörler arası olmak üzere 2 boyutlu işbirliğini öngörmektedir. Bununla birlikte, enerji sektörü alanında iki ülke arasında bilgi değişimi, teknoloji transferi ve diyaloğu artırmayı öngörmektedir. Diğer taraftan, karşılıklı fırsatlar yaratmayı öngören zaptın inşacı bir boyut özelliği taşıdığı da vurgulanabilir.
Anlaşmanın önemine gelince, başta Türkiye-Çin ikili ilişkileri açısından olmak üzere Türk Dış politikası ve özellikle de Türkiye'nin 2003 yılından itibaren uyguladığı Asya politikası açısından bir dönüm noktası olduğu ifade edilmelidir. Türkiye, Asya politikasını AK Parti iktidarı döneminde yeniden formüle ederek bölgeye yaklaşımını ekonomi-enerji temelli bir stratejisi doğrultusunda belirlemiştir. Nitekim 2003-2009 arası Türkiye'nin Asya ülkeleriyle ticaret hacimlerinin % 25-30 civarında yükselmesi bu durumu ispatlamaktadır. Ayrıca, Asya'ya yönelik ziyaretlere bakıldığında Türkiye'nin bölgeye ilgisinin önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak ölçüde arttığı görülür. Bu ziyaretler sadece diplomatik görünürlüğü artırmanın ötesinde bu mutabakat zaptında da görüleceği gibi somut kazanımları da beraberinde getirmektedir. Nitekim bu zabıt Cumhurbaşkanı Gül'ün 23-29 Haziran 2009 tarihlerindeki Çin ziyareti esnasında imzalanmıştır. Ayrıca, Çin'e Cumhurbaşkanı düzeyinde 1995'te Demirel'den sonra ilk defa bu dönemde gidilmiştir.
Türkiye'nin AK Parti döneminde yeni enerji politikası açısından bakıldığında da önemli noktalar öne çıkmaktadır. Öncelikle, Türkiye'nin artık enerji politikasında enerji köprüsü değil, enerji koridoru ve terminal ülke olma stratejisi izlediğinin vurgulanması gerekmektedir. Ayrıca, sadece Doğu-Batı ekseninde değil, Kuzey-Güney istikametinde de çok yönlü enerji koridoru olma politikası izlenmektedir. Bu şekilde Türkiye, küresel ve bölgesel büyük enerji projelerinde (Nabucco, Bakü-Tiflis-Ceyhan, BTC gibi) yer alarak küresel enerji aktörü olma politikası izlemektedir.
Öncelikle, Çin, Türkiye'nin Uzakdoğu'daki en büyük ticaret ortağı olduğu ve yine Çin, Türkiye'nin dünyada ithalat yaptığı 3. büyük ülke olduğu ifade edilmelidir. İki ülke ticari ilişkilerine bakıldığında 2008 yılında küresel finans krizine rağmen iki ülke ticaret hacminin bir önceki yıla göre % 40 arttığı görülecektir. Ayrıca, Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmine bakıldığında AK Parti iktidarı dönemindeki gelişme çok daha iyi anlaşılacaktır. Buna göre, 2002 yılında iki ülke ticaret hacmi, 1.400 milyar dolar iken 2002'den 2008'e 7 yıl içinde 10 kat artarak bugün 14-15 milyar dolara çıkmıştır. Kısaca bu metin, Türkiye ile Çin arasında artan ticari ilişkilerin bir sonucudur ve gelişen ticari ilişkilerle paraleldir.
Türkiye ile Çin arasında imzalanan bu anlaşmanın ikili ilişkileri geliştirme, çeşitlendirme ve derinleştirmeye katkı sağlayacağı ve ilişkilerin işbirliği ekseninde gelişmesine hizmet edeceği açıktır. Ayrıca, işbirliği anlaşmasının ikili ilişkilerin ileride stratejik boyuta çıkarılmasına imkan tanıyacak olması da önemlidir. Nitekim gelişen enerji ilişkilerinin siyasi ilişkilerin gelişmesinde kolaylaştırıcı rol oynadığı özellikle de Türkiye-Rusya ilişkilerinde görmekteyiz. Stratejik açıdan bir süper güç adayı olan ve BMGK'de veto yetkisine sahip 5 daimi ülkeden birisi olan Çin ile Türkiye arasında enerji alanında geliştirilecek işbirliğinin küresel ve bölgesel politikada da işbirliği olanakları ortaya çıkarması mümkündür.
Diğer önemli bir nokta da, Çin'in bu mutabakatla Türkiye'de yatırım yapması, iki ülke ticaret dengesinde Türkiye aleyhinde olan dengenin kapatılmasına imkân sunacak olması büyük önem taşımaktadır. Çin gibi dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan ve dünyanın üretim deposu olan bir devle dış ticaret açığı vermeyen ülke olmadığı göz önüne alındığında Türkiye'nin bu açığı kapatması için Çin sermayesinin Türkiye'de yatırım yapmaya sevk edilmesi, dış ticaret açığını kapatmada büyük bir faktör olacaktır Öte yandan Çin açısından değerlendirildiğinde Çin'in Türkiye ile geliştireceği enerji işbirliğinin Çin'in Orta Doğu açılımında Türkiye'den lojistik üs olarak yararlanması imkanını ortaya çıkaracaktır. Dünyanın enerji açısından en stratejik yeri olan Orta Doğu'da Türkiye'nin süper güç adayı Çin ile bölgede ortak projelerde yer alması sadece enerji sektörü açısından değil, dünya politikası açısından da Türkiye'ye önemli avantajlar sağlayacaktır.
Sonuç olarak; enerji mutabakat metni, genelde ikili ilişkilerde özelde enerji ilişkilerinde bir dönüm noktasıdır. Enerji güvenliği boyutu açısından günümüzde ve özellikle de yakın gelecekte uluslararası politikanın temel aktörlerinin enerji güvenliğini sağlayabilen ülkeler olacaktır varsayımından hareketle; bu zabıt Türkiye'nin enerji güvenliğini sağlamada stratejik kilometre taşı hüviyetindedir. Şöyle ki, Çin'in Türkiye'nin enerji sektörüne yatırım yapması, Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılamada ve enerji güvenliği politikasına katkı sunacağı düşünülmektedir. Yenilebilir enerji ve nükleer enerji alanında Çin'in yatırım yapması, Türkiye'nin kaynak çeşitliliği sağlamasına imkan sunacaktır. Bu şekilde iki ülke ilişkilerinde enerji en önemli işbirliği alanı olarak ortaya çıkmaktadır.
Diğer taraftan, Türkiye, artan enerji talebini sürdürülebilir hale getirmek, kaynak çeşitliliğini sağlamak ve yenilebilir enerji alanında ilerlemek için Çin ile enerji işbirliğine gitmeyi stratejik açıdan uygun bulmaktadır. Türkiye'nin Çin ile geliştirdiği enerji işbirliği, karşılıklı çıkar ve kazan-kazan stratejisine dayanmaktadır. Türkiye, enerji güvenliğini sağlama politikasının bir ürünü olarak dış politikada izlediği çok yönlülüğü aynen enerji politikasında da izlemektedir.
Son tahlilde, Türkiye'nin enerji alanında geliştireceği işbirliklerinin sonucunda elde edeceği kazanımlar devletten bireye kadar getirileri olacaktır.
Abdulkadir Emin Önen, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili, Asya Parlamenterler Asamblesi Türk Grubu Başkanı ve AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı